Sayfalar

17 Haziran 2017 Cumartesi

PLEAMAGŞŞ :)

Çocuklara oyuncak seçimiyle ilgili yazmıştım (tık tık) daha önce ama şimdi düşünüyorum da amma da  yazmışım, diyememişim ki herkesin çocuğu kendine istediği ile oynasın. Ama ne yapayım yapımda yok J O köprünün altından çok sular aktı, ben süreçte yepyeni oyuncaklar keşfettim. Oyuncak seçimimdeki ölçütlerim hala aynı ama bana bir zamandır bir rahatlama geldi, kim hangi oyuncağı neden almış falan takılmıyorum. Ama elbette boş durmuyorum ve kendime takılacak başka şeyler buluyorum. Bu sefer kafayı çocuklara neden bu kadar etkinlik yapılıyor kısmına taktım. Yanlış anlaşılmasın bu hiç bir şey yapmayalım demek değil ki bence o bile olur ama oyun çağındaki bir çocuğa hatta bebeğe bile renk, sayı ya da benzer bir şey öğretme çabasını hem anne olarak hem de eğitimci olarak anlamıyorum. Yüce insan Özlem ablam da bana katıldığı için bu düşüncemin daha güçlü arkasında durabiliyorum J Çocuk zamanı geldiğinde ama annesinin zamanı değil kendi zamanı geldiğinde renkleri de öğrenir, sayıları da. Kimi 2 yaşında öğrenir kim 4 ama öğrenir. Uyaran sunmamak değil demek istediğim, uyarana boğmamak. Kırmızı bir kart gösterip “kırmızı” demek ya da “2” rakamını gösterip iki demek hatta hatta günlük yaşam ya da o an ki oyun vs dışında sadece öğrensin kaygısıyla söylediğiniz, yaptığınız her şey. Bir başkasının çocuğu renklerin İngilizce'sini bilirken sizinki de bilmeyiversin inanın bir şey olmaz. Neyse konuyu sulandırmadan şunu söylemek istiyorum. Esas olan oyuncak değil oyun, etkinlik değil çocukla geçirdiğiniz vakit, yaptığınız paylaşımdır.

Oyun/oyuncak mevzusuna kafa yorarken karşıma bir oyuncak çıktı ve bu oyuncak ile bence biz yeni bir oyuncak almaya veda ettik. Çünkü bu oyuncak siz ne olmasını isterseniz o. Hatta illa etkinlik yapacağım derseniz, eşleştirme de yaparsınız, renkleri de öğretirsiniz, sayıları da öğretirsiniz. Oyuncağın ismi Arya'nın demesiyle PLEaMAGŞŞ orijinali ise PLAYMAGS, mıknatıs ile birbirine birleşebilen parçalardan oluşuyor. Ucu çok açık bir oyuncak, geometrik desen de yapabilirsin, süsleme de, araba da yapabilirsin, hediye kutusu da, köpek kulübesi de. Biz bu oyuncağı aldıktan sonra Arya kendi kendine daha fazla oynamaya başladı mesela. İnanılmaz güzel şekiller yapıyor kareleri birleştiriyor küp yapıyor (hediye kutusu diyor), dik üçgenlerle kareler yapıyor, üçgenleri kullanarak altıgen yapıyor, piramitler ve prizmalar (içine adamlar koyuyor, hatta eğer koymak istediği bir nesne sığmazsa boyutunu büyütüyor) havada uçuşuyor. Bunların hiç birini ne olduğunu bilerek yapmıyor bilmesi de gerekmiyor ama bence inanılmaz bir içselleştirme süreci yaşıyor. Hepsinden önemlisi sabah kalktığında da gece yatmadan bu oyuncakla inanılmaz eğleniyor. "Anne baak senin en sevdiğin renkten yaptım (ki o kırmızı)" diye bağırması da beni benden alıyor :) Tahmin ettiğiniz üzere bu kadar anlattığım bir oyuncak çocukların yaratıcılıklarını da inanılmaz destekliyor. Ancak anne babanın "şunu şöyle yap", "bunu da koyalım" gibi müdahalesi olmazsa :)

Bize bu oyuncağı kardeşim teee Almanyalardan getirdi ama sizin artık o kadar uğraşmanıza gerek yok :) Çünkü benim can arkadaşım bu oyuncağın tek yasal satıcı olarak NİNYO'yu açtı ve satışa başladı. Elbette reklam yüzlerinden biri de Arya'ydı :) Sitede de oyuncakla ilgili çokça bilgi bulabilirsiniz, evet birazcık pahalı bir oyuncak ama verdiğiniz her kuruşa değiyor. Sonrasında bir sene boyunca başka oyuncak almasanız da olur :)








1 Haziran 2017 Perşembe

Her şeyin yavrusunu :)

Karahindibağı çok severim çocukluğumdan beri, bir arkadaşım kendisine, hassaslığı/kırılganlığı çağrıştırdığını söylediğinden beri de düşünüyorum acaba benim için de öyle mi ya da ben neden seviyorum diye. Sonra geçen gün aklıma geldi nedeni çünkü evet çok nazik bir üflemede gidiyor ama yine de ince ince olsa bile aslında nasıl da sıkı tutunmuş çanağına bazıları. Bütünü bir tane gibi görünse de içinde nasıl da çok onlarca küçük parçası var ve birlikte nasıl da güzeller. Her bir tüycük kendi başına bir tohum ama bütünü sadece bir karahindiba :) Seviyorum çünkü fark etmeden kendimle o kadar özdeşleştirmişim ki ben karahinbağı :) 



"Her şeyin yavrusu/küçüğü güzel" diye bir söz var ya nasıl da anlamlı :) Kedinin köpeğin, kuşun hatta karıncanın bile minik olanları daha güzel (eğer örnek az geldiyse tık tık). Onlar da yetmezse daha sayabilirim misal domatesin chery olanı, salatalığın badem olanı daha güzel daha lezzetli sanki. Bugün de bir sürü karahindiba olan bir alanda karşıma bu dev karahindiba çıktı valla inanır mısınız onun bile küçüğü daha güzelmiş benim için:) Aslında mevzu kedi köpek de değil, sebze de ve tabi ki karahindiba da. Mevzu insan için de kullanıyor ya bu sözü, ona takığım bir süredir. Bu söz genelde dış görünüş, sevimlilik anlamında kullanılır ama çocukla çok vakit geçirince aslında sadece dıştan değil içten bakıldığında da insanın küçüğü daha iyiymiş diyorum. Çocuklar ne kadar saf ve ne kadar da art niyetsiz büyüklerin aksine. Seviyorsa seviyor, gelmek/yapmak istiyorsa geliyor/yapıyor, sinirleniyorsa tepkisini anında görüyorsunuz. Saftan kastım bir şey anlamıyorlar değil sadece çok temizler, hesapsızlar. Evet bazen çok cin oluyor ama o zaman bile inanılmaz saflar :) Mesela çocuklara yapmak istiyor musun dediğinde istemiyorsa yapmıyorlar ama biz bin tane şey düşünmüyor muyuz cevap verene kadar. Ama kırılmasın ama kızmasın, ama küsmesin, istemiyorum ama bana zararı da yok yapayım bari gibi gibi ayrıca sadece biz düşünmüyoruz bazen karşımızdaki de düşünsün diye bekliyoruz. Mesela ben kimi zaman bekliyorum bence 😀

Bu çocuklar yine mesela hiç seviyormuş gibi yapma gereği duymuyorlar, sevmeyince bir de küt diye söylüyor ki bu halleri kalbimi dağlıyor :) Misal birkaç ay önce kızıma "ona neden öyle yaptın" diye sorduğumda "ben onu sevmiyorum" dedi ve geçti. Çünkü onlar için bu kadar basit sevmiyor ve sevmiyorsa samimi olması da gerekmiyor. Ama bizde öyle mi? Demek istediğim ama biz neden öyle yapmıyoruz değil çünkü sevsek de sevmesek de aynı iş yerinde çalışıyoruz, aynı otobüse biniyoruz ya da aynı görevlerde yer alıyoruz. Dolayısıyla birlikte iş yapabilmenin kuralı bu bizler için. Ama bence en azından seviyormuş gibi görünmek zorunda değiliz 😁

Varsa çocuklarınızın söylediklerinizi anlamadıkları anları bir düşünün. Böyle boş boş bakıp "Neee" diyor Arya mesela. Çünkü anlamamış ve anlamış gibi yapması gerekmiyor. "Ben onu bilmiyorum yardım et" diyor, çünkü bilmiyor ve bu kötü bir şey değil, öğrenmenin bir yolu var onun için. Ama büyüyünce ne oluyor bilmese de biliyormuş gibi yapılıyor, çünkü kınamak diye bir şey var bir de her şeyi bilmek çok afilli birşey sonuçta değil mi?. Mesela çocuklarda ben bilmiyorum bunu ya da duymadım dediğinizde dalga geçmek, alaycı bakmak da yok, hemen "ben sana öğretirim" diyorlar dilleri döndükçe anlatıyorlar da anlatıyorlar. "Neden" en önemli kelimeleri çocukların, delicesine hatta bazen çıltırtacasına sorguluyorlar, büyüyünce ne oluyor sormamalar, sorgulamamalar, kabuller başlıyor. Otorite bir şey mi dedi muhtemelen doğrudur, doğru değilse de ses çıkarmaya gerek yoktur, çünkü söylenen yine de doğrudur 😁 Ototritenin illa patron olması da gerekmiyor konu alanında uzman biri olması yeterli. "Neden" sorusunu bırakalı yıllar olmuş zaten çünkü sorduğunda bu senin bilmediğinin yani en azından yeterince bilmediğinin bir göstergesi.

Büyüyoruz elbette bazı özelliklerimiz değişecek ama sanırım biz ilk önce bu bahsettiğim özelliklerimizi değiştiriyoruz. Saflığımızı, merakımızı kaybediyoruz. Sonrası diğerleri aynı kalsa da önemi kalmıyor zaten. Halbuki biz de karahindiba gibi olsak büyüsek de sevimliliğimizi kaybetsek de yine de sıkı sıkı tutunsak bazı özelliklerimize, büyüdükçe dağılıp gitmese...











24 Mayıs 2017 Çarşamba

Okula başladı da ne oldu :)

Bir sene geçti, yani eğitimci olanlar bunu sene olarak tanımlar ama elbette 10 aylık eğitim dönemi bitti. Hem duygusal hem de fiziksel olarak yorucuydu benim için. Fiziksel kısmı iş güç onlara girmeye gerek yok da duygusal kısmı benim bıdıkla ilgili. Okuldaki ilk senesi bitti sadece ilk sene aslında ama önemli bir ilk seneydi çünkü yaş olarak küçüktü. Her ne kadar bir sene daha evde durmasını istemiş olsam da şimdi baktığımda iyi ki diyorum okula başlamasıyla ilgili. Okula giden çocukların kazandıklarıyla ilgili zaten dünya kadar yazı vardır ama benim yazacaklarım akademik olarak Arya'ya ne kattığıyla ilgili değil. 


"gibi"li cümleler: Bizim evde "eline bantı Ege gibi yapıştırmak" var :) ya da "Ada gibi oynamak" veya "Orhan gibi yapmak" gibi gibi :) Bunlar çok tatlı anılar olarak hafızalarda yer almaya başlıyor. Ama elbette bununla birlikte yapmasını istemediğiniz davranışlar da edinmesi muhtemel o zaman da cümleleri "ama xxx yapıyor " şeklinde başlayabilir. Biz bu noktada şanslılardandık çünkü öğretmeni sınıfta olumsuz davranışların olmaması için inanılmaz çaba sarf ediyor. 
kalabalıkta rahatlık: Bizim için güzel olan yanlardan biri de bu rahatlık hissinin büyük oranda gelmiş olması. Aryakuş kalabalık çocuklu yerlerden pek haz etmiyor hatta dönem başında bir oyun alanında diğer çocuklara çok ama çok uzak durduğunda üzülmüştüm. Okulla beraber biraz olsun kırıldı bu durum. Hala herkesle iletişim kurmak istemiyor ama sanırım çocuk dediğin de azıcık anne babasından gözlemliyor. 
ilk arkadaşlık: Bir başka güzel şey elbette edindikleri arkadaşlarla ilgili. Okulda ilk arkadaşlıklarının da temellerini atıyorlar. Misal sınıfta 12-13 çocuk varken biz evde sanki 4-5 kişilermiş gibi konuşuyoruz. Çünkü hep ismi dönen aynı arkadaşları oluyor. Eğer ki siz de ailelerle görüşürseniz muhtemelen uzun yıllar devam ettirecekleri bir arkadaşlığa başlamış oluyorlar. Keşke bizim zamanımızdaki gibi mahallede, sokaklarda büyüse ama öyle olamıyor. 
yeniden yenilen yemekler: Daha önce de yazmıştım Arya çok uzun bir süre (1 sene kadar) yoğurdu ağzına sürmedi benzer şekilde her türlü sebzeyi de. Yoğurt ve kefirin değil ama sebzenin okulla birlikte hayatına yeniden girdiğini düşünüyorum. Çünkü yesin ya da yemesin mutlaka önüne geliyor ya okullarda bence bu yeniden yemesine biraz ön ayak oldu. 

Peki kazın öbür ayağında ne oldu:)

vicdan azabın olan insanlar:  Ben çok yoruldum duygusal olarak çünkü ne kadar umursamasam da her gün en az bir orta yaşlı teyzenin "ayyy yazık uyuyacak çocuğu kaldırıp okula götürüyorsun yavvruum" sözlerine muhatap oldum. Ne kadar açıklamaya çalışsam da biri sussa diğeri susmuyor, bir anlasa öbürü dinlemiyor. 
alışma sürecindeki zorluklar: Onun dışında kreşe alışma süreci 2 gün sürmesine rağmen benim için gerçekten zor iki gündü çocuğun ağladığını bilmek kötü bir şey çünkü. Hatta hala bazen ki bu bazenler hep 2 günden fazla tatil olan zamanlara denk geliyor :) cızırtılı gidiyor okula yine ayrılması zor oluyor bana. Ama biz çalışmak zorundayız ve şu anda elimizdeki en iyi seçenek bu ve en önemlisi de uzuuun süredir buraya zorunlu olduğumuz için gerçekten okulu çok sevdiğimiz için gönderiyorum, sanırım Arya'da o sevgiyle gidiyor.
yenilmesi istenmeyenler :) : Arya'nın içinde basit şeker barındıran şeyleri yemesi kreş sürecine denk geliyor maalesef. Her ne kadar bunu istememiş olsam da bu çok çaresiz kaldığım bir konu. Ama kurumla yaptığım görüşmelerden sonra en azından bu anlamda iyi niyetli olduklarını bilmek beni rahatlatıyor. 
yapılmasın istenilenler: Hani bazı davranış vardır ya çocuk yapmasın istediğiniz, işte okul süreciyle bu biraz daha zor bir hal alıyor. Mesela Arya'nın evden öğrenmesi olası olamayan bazı davranışları oluyor birkaç haftadır. Demek istediğim bizim bıdık kötü şeyleri hep arkadaşlarından öğreniyor değil, bir araya geldiklerinde ortaya çıkan bir durum da olabilir ama ben sadece o kadarını gözlemleyebiliyorum. Eminim benzer gözlemler diğer ailelerde de vardır. Bana kalırsa bir araya geldiklerinde küçük çete halini alıyorlar :)


Her şeyi göz önüne aldığımda okulun Arya için şahane bir ortam olduğuna karar veriyorum her seferinde. Bazen ayrılmak zor olsa da okulda mutlu olduğunu, öğretmenini çok sevdiğini bilmek, arkadaşlarına dair anlattıkları, "ben onu çok seviyorum" demeleri de bunu destekliyor. Ayrıca her gün okula girerken aldığım koklayarak öpücük ve kavuşma anlarındaki sımsıkı sarılmalar da bana ayrı bir mutluluk kaynağı oluyor :)

Evet belki bu kararı vermek bazı anneler için zor oluyor, belki her zaman bu kadar iyi de gitmeyebiliyor ama bence her çocuk için iyi gelecek okul,öğretmen bulunuyor bence. Dahası çocuklar kendi yaşıtlarıyla olduklarında belki başlarda öğle hissetmiyoruz ama inanılmaz güzel vakit geçiriyor ve tüm enerjilerini doğru bir şekilde boşaltıyorlar. O nedenle eğer acaba diyorsanız demeyin, birkaç okulla görüşün derim :) Bir süre sonra her şeyin ne kadar yolunda olduğuna inanamayabilirsiniz. 





18 Mayıs 2017 Perşembe

Öyle bir yer ki...

Çam ağacı olacak büyüyünce. Ne kadar da zormuş bir tohumdan bir şey yetiştirmek. Günlerce sadece toprağın üzerine çıkacak mı diye bekliyorsunuz. Belki bunun yaprakları dökülmeyecek ama başkalarının döküyor da. Düşünsenize yetiştiriyorsunuz gık demeden her gün su veriyorsunuz, saksısı yetmiyor başka yere alıyorsunuz, olmuyor yerini sevmiyor yerini değiştiriyorsunuz, böcekleniyor kurtarmaya çalışıyorsunuz. Sonra ne oluyor sonbahar geliyor bir bir dökülüyor yaprakları, kış geliyor donuyor dalları ama sonra yani kıştan sonra tekrar ilkbahar geliyor ve minik minik filizleniyor yeniden. Tıpkı insan gibi.




Hafta sonu çok duygusal geçti benim için. Sevdiklerimi gördüm evet ama bazı sevdiklerimi de göremedim ve artık göremeyecek olmayla bir kez daha yüzleştim. Alışamıyorum yokluklarına ama acılarına alışıyorum. Sadece bazen ikilemlerle doluyor hayatım. Anıları hatırlamak için zorlamak mı, anıları unutmak için insanlardan uzaklaşmak mı? Anılarla gülmek mi, delicesine ağlamak mı? Anılara tutunmak mı, onları unutmak mı? Her iki taraf da zaman zaman çok yakın geliyor nedense. 😶

Hayat böyle bir şey sanırım. Aslında iyisini kötüsünü birlikte yaşıyoruz ama böyle denge bozulunca hayattaki kötüleri görüyorsun sadece tekrar o denge yerine gelinceye kadar. Bende bir süredir dengeler bozuk. Ama yine de her geçen gün yaprak açıyorum çünkü evde yanağımı sevip "üzülme ben buradayım" diyen bir kızım var. Ayrıca kendisi güldürme konusunda da oldukça usta oldu bu aralar. Az anlatmayı tercih etsem de konuştuğumda beni dinleyen dostlarım var, benim için endişelenip iyi misin diye arayan ailem var, hadi koyup iki kadeh 19. yıla merhaba diyelim diyen sevgilim var, desteğini her zaman hissettiğim kardeşlerim var. Böyle böyle dengeyi korumaya çalışıyorum. İnsanın istekleri keşkeleri bitmiyor en azından benim hiç bitmeyecek keşkelerim var ama saydım ya keşkelerle yaşamayı öğrenmek için çok sebebim var.

Yani demem o ki "yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe". Daha ne olsun ki :)




5 Mayıs 2017 Cuma

Balonlar değmezler birbirine

Dinlememek, aslında dikkat etmemek ve mutlaka ama mutlaka biri hakkında bir tanımlama yapmak. Aslında hepimiz bu uçan balonlar gibiyiz. Aynı gökyüzünde ama birbirine değmeden. Ama aynı gökte yaşamak için bile kurallar var. Mesela birbirinin irtifalarını sürekli kontrol etmeleri lazım, yükselirken haber vermeleri lazım gibi. Ama işte bir farkımız olmalı öyle değil mi?


Tarihinden emin olmamakla birlikte henüz doktoraya yeni başlamıştım ve Pamukkale Üniversitesinde kadroya başvurmuştum. Şu anda bu gereksiz bir detay konuyla ilgili ama konunun geçtiği yer Ankara'da Bilkent'e giden bir otobüs. Yanımda da can bir arkadaş. O zamanlar fark etmiştim insanların aslında birbirini dinlemediğini. Arkadaşıma, otobüste giderken insanların sanki bir şey anlatırken sırasını beklediğini, karşısındaki sustuğunda da kendini, işini,yeğenini ya da çocuğunu yani o anki konuşulan konu neyse onun muadilini anlatmaya başladığını söylemiş, dert yanmıştım. 

Sonra yıllar geçti durum değişti mi elbette hayır. Evlendim aynı durum ev hayatı için oldu, işe girdim, iş konuları için oldu çocuğum oldu ki bu kaçırılmaz bir fırsattı :) Yapıyor muyum gerçekten bilmiyorum tek bildiğim bunun çok farkındayım ve üst düzey dikkat sarf ediyorum yapmamak için. Karşı taraf ne anlatıyorsa onun konusu üzerine odaklanıyorum, o konudan konuşuyorum. Genelde sorulmadan konu değiştirmiyorum hatta cidden bazen anlatmayı planladığım şeyleri sırf konu farklı diye bir başka sefere bırakıyorum. Eğer hevesle bir şey anlattıysam ve bu dinlenmeme ya da önemsenmeme duygusunu yaşadıysam, bazen durum boyumu aşıyor sinirleniyorum, bazen söylüyorum bazense kendi anlatacaklarımı anlatmamaya başlıyorum. Ama sonra çok içime kapanık oluyorum. Bazen dinlenmediğimden inanılmaz emin oluyorum çünkü aynı insanlar benle ilgili aynı soruyu 3 gün arayla sorup aynı oranda şaşırıyorlar, sanki ilk kez duymuş gibi. Dinlenmediğimden bazen çok emin oluyorum çünkü aynı konularda akıl isteyip aynı cümleleri duydukları halde 1 ay sonra yine soruyorlar aynı şeyi. 

Bir zamandır bunun üzerine düşünüyorum. Neden böyle diye. Çünkü açız cidden çok açız. O kadar kendimizle ilgili bir şey anlatmamaya alışmışız ki ya da o kadar bastırılmış ki duygularımız böyle çıkabilecek bir yer bulunca hemen hortluyor. Sazı elimize alınca da bırakamıyoruz. Anlattıkça anlatıyoruz. Kendi derdimizden başka dertleri göremez oluyoruz, kendi sevincimizden diğer mutluluklara yeterince ortak olamıyoruz ki bence zaten mutluluk paylaşmakta kötüye ahlanmak kadar iyi değiliz. Mesela mutlulukları üzüntüleri konuştuğumuz kadar konuşamıyoruz çünkü muhtemelen alışık değiliz.

Hepimizin hayatında vardır hayatımızdan bir süreliğine ayrılanlar ya da  sadece bir şey sormak için arayıp anlatacaklarını anlatıp, kendi dertlerini yükleyip, fikir alıp hop bir anda bir sonraki ihtiyaca tekrar iletişim kurmayanlar. Özellikle bu grupla ilgili ne yapabileceğimi bilmiyorum. Geçen kardeşim geldi dedi ki çok anlam yüklüyorsun arkadaşlıklarına. Belki de öyle gerçekten belki de arkadaş işte aklına esince ara, görüşmek istersen görüş istemezsen arama diyebilmeliyim. Aslında öyle arkadaşsız yaşayamam diyebileceğim bir yapım yok ama yine de bu konuda kırılgan olduğumu fark ediyorum artık. Kırılmakta haklıyım ya da haksızım bunun da bir önemi yok çünkü bu duygularla ilgili bir şey ve kırılmışsan durumda hak aramazsın.

Bazen çok fazla şey bekliyormuş gibi hissediyorum ama sonra diyorum ki önemsediğin kadar önemsenmeyi beklemek çok da fazla bir şey değil. Balon değiliz sonuçta değil mi? Biraz olsun değmeliyiz birbirimizin hayatına.




20 Nisan 2017 Perşembe

Bir ağaç ve bir kuş gibi


Bugün durduk yere içimden döküldü bunlar sana. Aslında kızıla çalan o küçük ağacı gördüğümde aklımdan geçti aşağıdaki ilk cümle. Peşi sıra diğer düşünceler geldi aklıma.





Ağaç gibi ol kızım. köklerin çok derinlerde olsa da hep değer ver onlara, hiç unutma ve yeni yeni çiçekler aç her güzel olayla. Hayatında yeniliklerin, yeni insanların hep yeri, kıymeti olsun.

Hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu hatırlamak için büyük şeyler yaşamayı bekleme. Demiyorum ki ufak şeylere üzülme. Onlar da bizim için ama umarım duygularını yönetmeyi öğrenirsin. Ufak şeylere üzüldüğün kadar ufak şeylerle mutlu olmayı da öğrenmelisin. Hayatta her şeyin bizim için olduğunu da unutma. Çünkü bunu ne zaman aklından çıkarsan hayat bunu göstermek için kocaman bir çelme takıyor ayağına.

Mutluluğun başkalarının yaptıklarına bağlı olmasın. Kendi kendine de mutlu ol. O zaman diğeri de kendiliğinden gelecektir. Hayır demeyi öğrenmelisin çünkü bu bazen mutluluk için çok sihirli bir kelime olabiliyor. Bu demek değil ki düşünmeden reddet ya da demek değil ki bir şey talep edildiğinde, önerildiğinde ilk kelimen olumlu olmasın. Dedim ya her şey bizim için o yüzden lütfen sana söylenenleri iyi dinleyip öyle karar ver.

İnsanların anlattıklarını dinle. Çok iyi bir dinleyici ol ama dinlediğin kadar da anlatmayı da öğren. Eğer anlatmazsan bir süre sonra zaten kimsenin seni dinlemediğini fark ediyorsun bu da azıcık kırıcı oluyor :) İnsanların anlattıklarıyla ilgilen, laf olsun diye değil ama gerçekten ilgilen. Sıranın sana gelmesini bekleyerek dinleme onları, gerçekten tüm benliğinle dinle. Beceremiyor musun, aklın başka yerde mi o zaman da biraz müsaade iste odaklanmak için.

Gördüğün herkesi insan yerine koy. Kimse senden daha büyük ya da daha küçük değil. Bunu hem yaş olarak düşün hem de statü. Biriyle iletişime geçmek için her konuda denk olmaya gerek yok. Kaldı ki iletişim dediğimiz şey de illa arkadaş olmak demek değil. Merhaba, günaydın ya da iyi akşamlar demek için başkasından adım bekleme. Belki de sen söyleye söyleye öğreneceklerdir :)

Başkasının özellikle de toplu yaşamın kurallarına uy mutlaka ama senin de kuralların olsun. Kurallı, ilkeli olmak o kadar da kötü bir şey değil çünkü. Hem sınırların olursa insanlar er ya da geç o sınırları geçmemeleri gerektiğini öğrenirler. Sen de başkalarının sınırlarını ihlal etmeme konusunda daha hassas olursun kendi sınırların olduğundan. Hayatta ne yapmak istiyorsan onu yap, kiminle olmak istiyorsan onunla ol ve nerede olmak istiyorsan orada ol. Belki ilk başta çok saçma gelebilir ama eğer yeterince üzerinde çalışırsan bunların hepsi bir gün gerçek olur. Eğer olmuyorsa o zamana kadar yeterince çaba sarf etmemişsin demektir.

Herşeyden önce saygılı ol. Yaşlı, patron, büyük, öğretmen olmasını bekleme karşındakinin. Saygı göstermek için tek ölçütün insan olmak olsun statü ya da yaş değil. Sınırlarını doğru belirlediğinde ve insanlara saygı gösterdiğinde karşılığını mutlaka alıyorsun.

Salıncağa binmenin, çimenlerde yatmanın, dil öğrenmenin, spora başlamanın yaşı yok  O yüzden bir şeyi yapmak istediğinde onun için çok büyük, yaşlı, evli ya da anne olmak engellemesin seni. Gerçekten istiyorsan denemelisin. Belki de şimdiye kadar fark etmediğin bir yeteneğin vardır ne dersin?

Güçlü olmanın kalpsizlik olmadığını kısa sürede fark et. Güçlü olmak sanıldığı gibi kimseye ihtiyacım yok demek değildir. İhtiyacım olana kadar ki kısmını kendim hallederim demenin başka şeklidir. Ayrıca ağlamanın güçsüzlük olmadığını da bilmelisin. Bazen insanların duygularını en iyi ifade etme şekli ağlamak olabilir, senin ki öyle değilse bile bunu güçsüzlük olarak görmemelisin.

Hayatta başarı kadar başarısızlık da senin için ama odaklandığın, kafana takılan başarıların ve başarısızlıkların hep insan ilişkileriyle ilgili olsun. Diğer türlüsü bir şekilde telafi edilir. Sevdiklerini kırdığın için çok üzül mesela ya da sevdiklerinin mutluluğuna en az onlar kadar sevin. İnsanlara sevgini söylemekte de onlara sarılmakta da cimri olma. Dedim ya her şey insanlar için ve bir gün etrafımızdan gidecekler. O zaman sadece anılarımızla yetinmek zorunda kalacağız. Sevdiklerimiz anılarımızda birlikte yaşayabildiklerimiz kadar var olacaklar.

Hayat karşına her zaman iyi insanlar çıkarmayacak elbette ama sen de herkes için doğru insan olmayacaksın. Kimleri hayatına alacağın , kimi hayatında ne kadar süre tutacağın ya da kimlerin hayatında ne kadar kalacağın her zaman senin elinde olacak. Pek mümkün olmasa da umarım insan ilişkilerin konusunda az yanılırsın, doğru kararlar verirsin. Ama eğer verdiğin kararlar yanlışsa umarım arkasında durur, sonuçlarını kabullenirsin.

En önemlisi de kendine has ol güzel kızım. Kendin gibi ol. İyi ya da kötü özelliklerin olacaktır bunları baştan kabul ederek yola devam edersen hayat hem senin için hem de etrafındakiler için daha kolay olur. Bu demek değil ki kendini değiştirmeye çalışma. Sevmediğin yönlerini törpüle, başkalarının da sana dair görüşlerini de dikkate al ama eğer her kaba göre de şekil alma. İnsanları var olan özellikleriyle sev ve seni olduğun gibi seven insanları hayatına al.

Bir kuş gibi ol kızım, özgürce uç gökyüzünde. Bazen topluluk halinde uç bazen de yapayalnız süzül. Hiç unutma ne kadar kalabalıkta olursan ol uçmak için sahip olman gereken en önemli şey kanatların ve cesaretin. Belki sana bir kanat takamam ama hayatım boyunca, sen ihtiyaç duydukça yeni adımlar atman için gerekli cesarete katkıda bulunacağım.

Hayatta unutmanı istemediğim tek şey seni ne kadar çok sevdiğim.





4 Nisan 2017 Salı

Dikkat gölgeniz var!!!

Öpmeyin
Yanak almayın
Seni alayım demeyin
Hele ki bu benim annem olsun hiç demeyin.
Kızarım demeyin ama sınırlarınız olduğunu bilsin, elbette size ait bir şey için izin vermeyebilirsiniz ama çok üzgünüm çünkü kızamazsınız.
Kandırmaya çalışmayın çünkü o zaman kandırılmadıkları gibi bir de kandırmayı öğreniyorlar, belki inanmayacaksınız ama öğreniyorlar, evet daha çok küçükler ama öğreniyorlar.

Bütün bu yaptıklarımız çocuklarımızda kimi büyük kimi minik izler bırakıyor. Bazı uzmanların çok daha ciddi söylemleri var bu yapılanlarla ilgili. Hepsine katılıyorum ve doğru olduğunu düşünüyorum.

Neden toplum olarak küçük çocukları birey yerine koyamıyoruz, onlardan onay alma gereği duymuyoruz gerçekten algılayamıyorum. Misal sokaktaki 17 yaşındaki bir çocuğu gidip öpebilir misiniz, deneyin bakalım hele ki ailesi yanındayken neler oluyor. Neden bebekler ya da küçük çocuklar söz konusuyken sınır olmadığını düşünüyorsunuz peki? Evet onlardan da izin almalısınız üstelik izin vermeme ihtimalini de göz önünde bulundurmalısınız. Belki garip gelecek ama onlar izin vermezse Ö-PE-MEZ-Sİ-NİZ. Sonra bir gün kızarım sana dediğiniz çocuğun annesi "kızamazsınız" diye yapıştırıverir lafı suratınıza bozulursunuz ya da tam öperken "öpmeyin" "izin aldınız mı" deyiverir öyle kalakalırsınız.

Bu yazdıklarımın bir kısmı zaman zaman başıma geliyor, öpme mevzusu da daha geçen hafta sonu yaşadığım bir olay. Özünde bunların hepsinin saygı göstermekle ilgili olduğunu düşünüyorum. Baktığınızda hepimizin temel isteklerinden değil mi çocuğum başkalarına saygılı olsun. Ama işte çocuk bunu görmezse nasıl öğrenecek ki saygı göstermeyi. Yanında annesi gidip başka çocuğu lank diye öperse biri onu öptüğünde istemediğini nasıl anlatacak ki. Normali o çünkü çocuğun. Saygı görmek böyle meslekle ya da yaşla ya da cinsiyetle ilgili bir durum değil ki. Tabi bazen karşıma çıkıyor evde de bir şeyi yapıyorum karşıma dikilip "izin vermedim anne" diyor o zaman afallıyorum bu kadar yapmasamıydım diyorum :) Şaka bir yana izin almak izin istemek bunlar önemli mevzular, ve eğer bugün ona ait bir şeyi izin almadan alabiliyorsanız ya da yapabiliyorsanız ileride de ondan farklı bir şey beklemeniz biraz haksızlık. Minnacık çocuk ne öğrenecek, büyüyünce öğrenir demeyin çünkü hepimizden hızlı öğrenmeleri. Özellikle dil gelişiminin üst seviyede olduğu dönemlerde nasıl ki çocuklar söylediklerinizi taklit ediyorlar, aynı şekilde davranışlarınızı da kopyalıyorlar hem de en ince ayrıntısına kadar.


O yüzden bazen insan ilişkilerinde böyle olmadığını düşünsem de söz konusu aile-çocuk ilişkisi olduğunda ne zaman ki saygı göstermeyi öğrenirsiniz o zaman saygı görmeye başlarsınız ya da belki ne zaman saygı görmeye başlarsınız o zaman saygı göstermeyi öğrenirsiniz. O nedenle lütfen dikkat, çünkü arkanızdan gölgeniz gibi sizi takip eden biri var :)