Sayfalar

4 Ekim 2017 Çarşamba

Tatil 2017 :)

Antalya-Çaycuma-Sinop-Bodrum binmeyen kalmasın  😉 kıştan bahara girerken çok leylek görmüştüm ama öyle böyle değil. Leyleği havada görmedim ama hep tarlalardaydı ve inanılmaz bir görüntüydü 😉Ben de dedim ki kızım Özge leylek gördün ama uçmuyordu kesin bu yaz Eskişehir’desin.

Küçükken bazı şeylerde “baak öyle değil işte” diyebilmek için kendi kendime düzenlemeler yapardım. Bu sefer de içimdeki çocuk Özge’yi harekete geçirip leylek  uçmuyordu ama uçarken görmüşçesine tatil planı yapacağım dedim ve ilk adım olarak her sene tek seferde kullandığım iznimi 3 farklı zamanda kullanmaya karar verdim. Bu hem Eskişehir’de bunalmamak, hem çok tatil yapıyor gibi olmak hem de üç farklı tatil planı anlamına geliyordu ki bu gerçekten mükemmel bir fikirdi.

İlk durak Antalya oldu bizim için. Akdeniz Bahçesi adında çok büyük bahçeli bir alanda 6-7 evden oluşan bana kalırsa yazlık hayatından lüks ama otel hayatından daha salaş bir tatil mekanıydı. Otel Çıralı’da  😉Oda kahvaltı olarak hizmet veren bir aile işletmesi. Kahvaltı açısından kendi evlerimizde ne çıkıyorsa o ama otel lüksünde ve çeşitliliğinde değil. Göz doyurmaz ama karın doyurur cinsten  😉Akşamları da dilerseniz merkeze inip kendiniz yiyebilirsiniz ama yok ben otelden çıkmayayım derseniz kişi başı 50 lira gibi bir ücrete size içecek hariç gayet güzel bir masa kuruluyor. Bizim için Muz ile ilk deneyim olduğundan bence bilmeden yaptığımız doğru bir tercihmiş ama buna rağmen köpekle tatil zormuş ya da yavru köpekle tatil zormuş. Yine de her hangi bir tatsızlık yaşamadan bitti  😉 Çıralı’nın denizi çok güzel, güzel dediysem temiz ve sakin. Bizim gibi soğuk deniz severler için uygun değil ama çocuklar için çok güzel. Misal Arya kendi kendine girip çıkabildi. Denizi, ayaklarınızın değebileceği yani yüzmeye başlayabileceğiniz yere kadar çakıl sonrasında kum. Yani ayağınız yere değmediği için su bulanmıyor ki Karadeniz insanı olarak su bulanıklığının ne berbat bir şey olduğunu çok iyi bilirim. Kumda oynamasıyla olsun, denize girmesiyle olsun yemekleriyle ve dinlenmesiyle olsun bence güzel bir tatildi en çok da bana yaşattığı yepyeni deneyimiyle  😉Oradan dönerken de Lavanta Kokulu Köpe uğrayarak biraz zaman geçirdik ama işin açığı ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Nedense hayalimde Fransa resimlerindeki kadar mor bahçeler vardı ama o resimmiş  😉Yine de görmeyi istediğim bir yer olarak aradan çıkarmış olduk, iyi oldu.


Hani leylek gördüm ya o kadar çok o nedenle Çarşamba günü biten tatilinden sonra var olan 4 günlük iznimi evde oturarak geçiremezdim. O sebeple Çarşamba eve gelip eşyalarımızı yıkayıp hazırlayıp ertesi gün Çaycuma’ya(memlekete) yola çıktık. Şimdiye kadar yaptığımız en denizli Çaycuma seyahatiydi. İki gün etraftaki plajlara denize gittik ve bolca balık yedik. Bazı yerlerinde bir kilometre gitsen bile derinleşmemesiyle sinir bozan ama Antalya’dan sonra serinliğine doyulmayan canım Karadeniz J (Ama şunu söylemeden geçemem Karadeniz denizi en azından bizim oralarda ters akıntılıdır ve dikkatli olunmalıdır). Dört gün dediğin nedir ki geldi geçti eve dönüş vakti, işe dönüş vakti geldi.

Bir hafta çalıştıktan sonra yeni bir tatil planı devreye girdi ve biz bir eksikle olsak da ekip olarak toplanıp Sinop’a gittik. Fikir benim en ufağımdan çıkmıştı ve zaman zaman kulak arkası ettiğimiz bazı güzel planların aksine bu sefer hızlı davranıp hemen ayarlamaları yapmıştık. Bu bizim I. Geleneksel Kardeşler Tatili olarak tarihimize geçti ve her sene devamı için karar alındı. Orada bir kamp alanında kaldık, çadırda değil minik evlerde kaldık, çadırı da önümüzdeki seneki tatile bıraktık. Sinop şehir olarak çok büyük değil ve bir Karadeniz şehri olduğundan elbette güzel J Tarihi Sinop Cezaevi, efsane mantısı, deniz dalgası elbette de çok etkileyici ama benim aklım ülkenin en kuzey ucu olan İnceburun’da kaldı. Ekipten Onur (kardeşim), Özlem abla (kocadan olma kardeşim) ve elbette ben çayımızı demleyip sırf fazladan deniz görelim ve güneşi doğuralım diye ayrıca gittik iki sabah. Belki de en çok bundan aklım kaldı orada. Sinop tatili yaşadığım en güzel deneyimlerden biriydi ve seneye II.sini iple çektiğim bir anı bıraktı bende bu tatil. Diğer tatilimiz gibi elbette bu da bitti.





Bu sefer çalışma sürem biraz uzun sürdü J yazın ortasında tam 3 hafta işe gittim. Sonrasında da yazı taçlandırmak için ver elini Bodrum dedik. Önce dört gün can bir arkadaşta kalarak inanılmaz güzel bir tatil yaptım ki bunu şu şekilde paylaşmıştım ⇩


Sonrasında da halamın ve kuzenimin yanına gittim ki Bodrum/Gündoğan beni duygudan duyguya sürüklemesine rağmen dinlendiğim ve iyi gitmişim dediğim bir yer oldu. 

Tüm bunların yanı sıra tatil bitmesine rağmen dönem başlamadan kardeşlerden birinin düğünü olduğu için arada yapılan önce Edirne sonrasında da Çaycuma seyahatleri de fazladan fazla oynamalı ve duygu dolu zamanlardı. Bir de bu arada İstanbul'a uğradık ki beklenen büyük buluşmaydı  😉Bir bebek ve bir köpekle yapılan bu seyahatler bana kendi adıma şunu dedirtti. Hayatta sahip olduğum şeyler bu güzel anlarıma engel olmadı hiç bir zaman ve ne kadar güzel insanlar varmış hayatımda iyi ki dedirten.

İyi ki dedikleriniz hep çok olsun ve selamlar olsun yenilenmemi sağlayanlara...



Bir SİZ yoksunuz :/

Genel olarak az yorulan, yaptıklarım ve yaşadıklarımla ilgili oldukça az şikayet eden biriyim. Ama söz konusu toplum kuralları olunca insanların sadece bu dünyada kendileri varmış ve tüm dünya onların etrafında dönüyormuş gibi yaşamalarına gerçekten inanamıyorum. Benim elim kirlenmesin, ben yorulmayayım, ben beklemeyeyim, ben ben ben.....

Hayatta yaşadıklarımızın bir bölümünün elbette başkalarına bağlı olduğunu bilecek kadar büyüğüm ama söz konusu umursamamak, bile bile yapmak amaaan ben işimi göreyim de kalanları ne halt yerse yesin demek olduğunda tahammül sınırım birden yok oluyor. Hepimiz genel toplum kurallarını biliyoruz zaten bir de bilip bilmemezlikten geldiğimiz durum var, bakın 🔻


1- Tuvaletlerdeki fırçalar, siz kaka yaptıktan sonra etrafa bulaşmışsa onu temizleyin diyedir. Aman ona dokunamam, elim kirlenir yok efendim hijyenik değil diye düşünüp temizlemediğiniz tuvaletlere başkaları girmek zorunda değildir. Ayrıca temizlik görevlileri sizin kakalarınızı temizlemek için değil, tuvaletin genel temizliğini yapmak içindir.
2- Arabalarda sinyal vermek için bir kol bulunur. Sağa veya sola dönerken arkanızdan gelen araca bunu anlatmanıza yarar ve inanın trafikte işleri çok daha güvenli hale getirir.
3- Kavşaklarda yol önceliği kavşağa olanındır. Bunun sebebi basittir. Eğer kavşaktaki aracı bekletirseniz birden fazla yönde trafik tıkanıklığı olacaktır. Anlamayanlar için resimle açıklayayım. Eğer A aracı yol vermezse hem C aracının geliş yönünde hem de G aracının geliş gönünde tıkanıklık olacaktır.

4-Korna çalmak işleri hızlandırmaz, hele ki eğer korna çaldığınız aracın önünde bir araç var ve duruyorsa oldukça sinir bozucu ve anlamsızdır. İşe de yaramaz.
5- Sağa ya da sola dönüşler için özel olarak kırmızı ışık yanıyorsa önünüzdeki aracın geçmesini beklemeniz ve ona çıkışmanız çok net bir kural tanımamaktır.
6-Yabancı bir odaya girdiğinizde biri size özel olarak oturabilirsiniz demediği sürece sanki karşınızdaki kırk yıllık ahbabınızmış gibi oturamazsınız, ayıptır gerçekten çok ayıptır ve bir gün size lütfen ayakta bekleyin diyebilir. 
7-Toplu taşıma araçlarında, kapalı mekanlarda daha da kısası sizden başka insanların olduğu ortamlarda telefon görüşmelerinizi bağırarak yapmanız hem ses anlamında rahatsızlık vericidir hem de siz özel hayatınızda olanları belki herkese duyurmak isteyebilirsiniz ama belki de birileri bunları bilmek istemiyordur. 


Tüm bunların dışında bir kural olmamakla birlikte bana kalırsa teşekkür etmek, özür dilemek ya da mutlu olduğunu yarım ağız değil de böyle dolu dolu söylemek sandığınız kadar kötü bir şey değildir. Hatta deneyin bakın iyi bile gelecektir. Ayrıca hayır hayattaki her şey siz demiş olduğunuz için değil zaten olacağı için olmuştur. Kendinize çok da pay çıkarmanın bir anlamı yoktur. Ama eğer cidden bundan mutlu oluyorsanız benim yapmış olduğum, söylemiş olduğum vs herşeyi EVET SİZ DEMİŞTİNİZ :)

Hayatta zaten sinir bozucu onca şey var değil mi bunlar sadece minicik şeyler belki de çoğu için ki benim için değil, hatta mutlaka aklıma gelmeyenler vardır ama sanırım benim için bunlar olmasa daha az sinir bozucu bir hayat olacak. Sizce?

26 Eylül 2017 Salı

Koşup da yetişmiş olsak :/

Çocukla hayat hep koşturmalı zaten ama hele ki okula başlayınca daha da koşturmalı hale geliyor. Sadece yetişmek değil mevzu aynı zamanda yetişmeye ikna etmek :)

Biz biraz şehirden uzakta oturuyoruz ve arabayı dönüşümlü kullanıyoruz. Hal bu olunca haftada üç gün bize site servisiyle kısa bir yolculuk yapmak düşüyor. Bu da 8.40 servisine yetişmek zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Geçen sene kazasız bir şekilde atlattık diyebilirim sadece bir kere servis kaçırdık Arya ile, umarım bu sene de iyi gider ama bu senenin başka bir zorluğu var. Yazmıştım ya Muz var artık hayatımızda bu da başka sorumluluklar getiriyor sabah şenliğimize.

Bize bir süredir sabahlar şu diyaloglarla başlıyor.

Saat 7.00
A: Günaydın güzelim
K: Günaydın annem, zencefilli bal yiyim mi?
A: Olur kızım sonra da Muz'u gezdirmeye çıkaralım
K: Sen çıkar ben gelmiceeem
A: Olur mu kuzum, ben seni evde bırakamam,biraz daha büyü ondan sonra. Hadi bak evimize kak yapmasın
K: Ama ben zencefilli bal istiyorum
A: :):)

Sonrası bir döngü şeklinde ilerliyor ama neyse ki çok uzun sürmüyor ve o an başlıyor koşturma. Muz'a yemeğini ver, Arya'ya balı hazırla, Muz yemeğini bitirmeden Arya'yı hazırla, dışarı çık gezdir, eve gel Muz'un ayağını temizle, bize kahvaltı hazırla. Arya'yı yeniden okul için hazırla, kendin hazırlan ve servise yetiş :) 

Yoğunluk, yorgunluk ya da her ne olarak adlandırıyorsanız o. Çocuk sahibi olmak tam da o söylediğiniz şekilde bir şey iken, şu andaki durum onun tam 3 katı. İki katı diyemiyorum inanın daha fazla:) Çünkü üç durum var. Arya, Muz ve AryaileMuz :) Arya kısmı zor değil, Muz desen laftan anlamaya başladı ama o durum var ya AryaileMuz işte o zor daha doğrusu en koşturmacalı olan:) İkisi de bebek ve ikisinin arasındaki denge çok hassas, dengesizlik hali can sıkıcı :( 

İşin duygusal boyutu olmasa yani o denge sağlama mevzusu aslında ben sanırım bu koşturmacayı seviyorum. Nasıl doğru anlatabilirim bilmiyorum ama böyle yetişmem ya da yetiştirmem gereken bir şey yok hem çok tembel oluyorum hem de kendimi iyi hissetmiyorum. Ama ne zaman ki kısa saatlere çok işler sığıyor ben o zaman daha enerjik ve iyi hissediyorum. Elbette gün sonunda acısı çıkıyor ama günüm genel olarak güzel geçiyor. Üstelik bu sadece fiziksel anlamda da değil. Düşünsel olarak da tek bir şeye odaklanmam pek mümkün değil, yapamıyorum. Çok yakınımda olanlar bunun benim için çok yorucu olduğunu söyleseler de ben farklı türlü yaşamayı da davranmayı da henüz bilmiyorum. Misal bir şey yazarken çok hızlı düşünüyorum ve çok hızlı yazıyorum dolayısıyla da yazım yanlışı yapıyorum. Yanlış var mı diye her yazıyı mutlaka okuyorum ama hızlı okuduğum için bazen o yanlışların bir kısmını fark etmiyorum bile. İşte tüm bunlar yüzünden sanırım sabah o 1 saat 25 dakikalık zaman bana yük gelmiyor, beni yormuyor. Yavaşlamak için çaba harcıyorum ama çok da başarılı olduğum söylenemez, bazı noktalarda bu konuda iyi olsam da bazı durumlarda hala aynıyım. Ancak şunu kabul ediyorum bu benim için değil ama etrafımdaki insanlar için gerçekten yorucu olabiliyor. Çünkü sadece kendim yavaş olmaktan rahatsız olmuyorum aynı zamanda yavaş konuşan, yavaş düşünen ve yavaş hareket edenler de sinirime dokunuyor yalan değil. Hatta o kadar ki tanıyor olayım ya da olmayayım bazen insanların elinden iş alasım, onlar için konuşasım geliyor. 

Arya'dan sonra biraz yavaşladığımı düşünüyordum ama bu durumu yanlış yorumlamışım. Ona dair anlarda cidden yavaşım, aceleci değilim ve sabırlıyım ama durum Arya dışında ise eski performansımdan bir şey kaybetmemişim hala koştur koştur bütün işlerim :) Sabırsız mıyım? Evet. Tahammülsüz müyüm? Duruma göre. Deliriyor muyum? Kim bilir :)





20 Eylül 2017 Çarşamba

LGS, OKS, SBS, TEOG, ya sonra?

Nasıl bir sistemin içine büyütüyoruz ve bu sistemin içinde ne kadar koruyabiliriz çocuklarımızı bilmiyorum. Bir anda, üzerine hiç bir çalışma yapılmadan (en azından yapılan açıklamalar bize bunu gösteriyor) sınav sistemlerinin değiştiği, bazı derslerin gereksiz bulunup kaldırıldığı veya bazı derslerin de fazlaca gerekli olduğunu düşünülüp daha fazla koyulduğu bir ülke haline geldik. 

Dün TEOG kalktı,  aslında ismin hiç bir önemi de yok. Daha önce de SBS, LGS ve OKS de kalkmıştı. Sınavların isimleri değişiyor, tarihleri değişiyor ama sınav olmaktan öteye gidemiyor. İçerik değiştirmek için isim değişmesinin gerekmediği bir türlü anlaşılamıyor. Bir gün içinde her şey tepetaklak olabiliyor. Okul türleri varlığını devam ettirdiği sürece sınavsız bir sisteme geçişin mümkün olmadığını anlamıyor kimse. Bir grup İmam Hatip Liselerine yönlendirmenin mümkün olması için bunun yapıldığını tartışıyor, bir grup devletin sırtında eğitim yükünü atmak için bu adımın atıldığını ve bir grup ise bu adımın iyi niyetli ve gerçekten çocuklar düşünülerek atılan bir adım olduğunu.  Sebep hangisi olursa olsun olan yine küçücük çocuklara oluyor. Çünkü bana kalırsa kafaları karışıyor ve zaten özellikle velilerin yarattığını düşündüğüm maraton içinde çocuklar ezilirken bu karışıklıklarla iyice kayboluyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlar.  Zaten öğrenmek için çalışmayı neredeyse unutmuş nesil için bilinmezliğe çalışmak daha da anlamsızlaşırken, ne olacağını bilmeyen veliler için ayrı bir zorluk çıkıyor. Velilerdeki kaygı arttıkça çocuklarına yansıyan 10 misli oluyor. Yani yine olan çocuklara oluyor. 

Aslında temelde olan ne peki? Bir sınav sistemi gitti ve yenisi gelecek. Tarihi değişecek belki, içinde bazı konular çıkacak ama sınav olmadan olmayacak. Daha doğrusu okul türleri kaldıkça sınav olmadan olamayacak. Okul türlerinin kalkması bu işin en temiz hali görünüyor bu durumda ama o şekilde bir açıklama da yapılmadı henüz. Eğer okul türleri normal liseler ve çok programlı liseler şeklinde ayrılıp herkes istediği okula giderse (ki bu işin en kaygı uyandıran kısmı) belki başta değil ama süreçteki en temiz çözüm olacaktır diye düşünüyorum. Böyle bir adımda okullar homojen yapıya bürünecektir. Ayrıca eğitim kalitesi diye söylenen ve özünü "öğretmenleri iyi" sözlerinin oluşturduğu o ayrım da ortadan kalkmış olacaktır. Çünkü bu şekilde tüm okullarda farklı akademik başarıya sahip öğrenciler olacaktır. Dediğim gibi bu ilk sene olmayabilir elbette, süreç gerektirebilir çünkü insanların aklındaki şu okul iyi algısını yıkmak için zamana ihtiyaç olacaktır. 

Bu kadar belirsizliğin için herkesin kafası allak bullak olmuş durumda ve bekleyip görmekten başka çaremiz yok. Şu anda tüm olaya dışarıdan bakan biri olarak tüm bu süreçte yazılmış olan hiç bir senaryonun gerçek olmaması ve velilerin sakinliğini koruyup kaygıları artırmaması tüm çocuklar için en büyük dileğim.

12 Eylül 2017 Salı

Mini mini birlerin Facebook'ta işi ne öğretmenim???

Birileri sosyal medyada aktif olan ve öğrenci fotoğrafı paylaşımı yapan öğretmenlere dur desin, istediğin gibi herkesin çocuğunun fotoğrafını kendi şahsi sayfanda paylaşamazsın, bu etik değil desin.



Okullar açıldı, uyum süreci başladı ya hemen döküldü fotoğraflar sosyal medyaya. Kurumlar kendi sayfalarında paylaşıyorlar onu biliyoruz zaten. Her kurum alıyor mu bilmemekle birlikte çoğu bu paylaşım için izin alıyor ancak öğretmenlerin şahsi hesaplarında paylaştıklarını ne yapacağız? Sosyal medya hesapları özellikle de en çok bu paylaşımların yapıldığı Facebook, özünde bir arkadaşlık sitesi ve etik açıdan bakıldığında zaten bir öğretmenin hem arkadaşlarının hem de öğrencilerinin aynı hesapta olması doğru değil. Uluslararası pek çok kaynak bu durumu, öğrenci ile iletişimi arkadaşlık seviyesine indirgemek olarak açıklıyor. Burada, öğretmenler vay efendim öğrencileri ile arkadaş  olamaz mı gibi bir sonuca varmak olaya çok dar bir bakış açısıyla yaklaşmak olacaktır. İşin özünde zaten olamazlar da zaten de hiç biri öğrencilerim arkadaşımdır gözüyle bakmıyordur eminim, ama olay bu değil. 



Deniliyor ki, orası bir arkadaşlık platformu hatta ve hatta kullanıcılar birbirini eklerken bile "arkadaşı ekle, arkadaşlık isteği gönder" şeklinde işliyor süreç. Bu durumda otomatik olarak takipleşme de bu düzeye indirgenmiş oluyor. Teknolojiyle arası iyi olan bazı insanların diyebileceği gibi güvenlik ayarları düzenlenip, öğretmenler kendi özel paylaşımlarının öğrencileri tarafından görülmeyecek gibi ayarlayabilir. Elbette yapılabilir ancak bu teknoloji bilgisini akıllı telefon ve tablet kullanımı ile sınırlayan pek çok kişi için geçerli değil. Bu aslında o kadar önemli ve dikkat edilen bir konu ki kendi özel hayatlarına dair yaptıkları paylaşımlar ya da öğrencilerinin fotoğraflarına yaptıkları yorumlar nedeniyle yurt dışında öğretmenlikten çıkarılan öğretmenler mevcut.  Aslında o kadar ciddi bir mevzudur ki Milli Eğitim Bakanlığı bile genelge yayınlamış ve uyarıda bulunmuştur.  

Günümüzde ebeveynlerin kendi çocuklarına ait fotoğraf paylaşımları tartışılırken, hiç bir veli onayı alınmaksızın, öğretmenlerin şahsi hesaplarında bu paylaşımı yapmalarının doğruluğunu savunan çıkmaz sanırım. Evet öğrenciler öğretmenleri ile böyle bir ortamda arkadaş olmaktan çok memnun olabilirler, hatta öğretmenlerinin yaptığı bu paylaşımlardan çok hoşlanabilirler ama bu yapılanın yanlışlığını değiştirmez. Ayrıca öğrencilerin bunu istiyor olmaları, yaşları göz önüne alındığında tek başına yeterli değildir ve mutlaka ama mutlaka velilerinden onay alınmalıdır. Zaten veliler de onay verecektir ya da umursamayacaktır gibi bir düşünceye kapılmak ise büyük bir yanılgıdır. Zaten yaş sınırı olan bu sosyal medya sitesinde mesela birinci sınıf öğrencisinin işi ne? Yani zaten o öğrenciler orada olmamalıdır (bu ayrı bir yazı konusudur ve oraya da gelinecektir :)).

Peki bu durumda ne yapılması lazım? İzlenebilecek birkaç yol var. Bunlardan biri bu öğretmenin şahsi hesabına öğrencilerini kabul etmemesi ve bunu talep eden öğrencilere açıklaması. Bir diğeri ise illa bu site üzerinden bir iletişim kurulacaksa, ayrı ve sadece öğrenciler için kullanılan yeni bir hesabın açılması. Her iki durum da hem öğrenciler hem de öğretmenler için daha sağlıklı yollardır ancak yine de tercih öğretmenlerimize kalmıştır. Elbette kendi bildikleri yoldan ilerleyebilirler ancak o zaman da fotoğraf paylaşımı konusunda daha hassas davranmaları gerekmektedir çünkü olay etik açıdan gizliliğin, kişilik haklarının ihlali gibi gibi konuları kapsamaktadır ve dikkat bunlara önem veren bir veli çıkabilir.

20 Ağustos 2017 Pazar

Çalışsak da mı büyütsek, çalışmasak da mı büyütsek :/

Uyumadan az önce öyle bir cümle kurdu ki kalbim dağlandı. "Annem biz senle çok vakit geçirdik bugün, çok güzel şeyler yaptık" dedi ve sıraladı tüm günü, sabah kahvaltımızdan, gittiğimiz parka, havuza, izlediğimiz çizgi filme, yaptığım yemekten, oynadığımız oyuna kadar.  Aslında ben her akşam yaptıklarımızı eeen baştan beri anlattığım ve bunu bir sohbet konusu haline getirdiğim için o da bana aynısını yaptı bana kalırsa. Ama yine de o an kalbim ağrıdı ve içimden dedim ki "ah be kızım ne yaptın sen bana şimdi".

video

Arya 3 aylıktı ben işe başladığımda. Hiç pişman olmadım erken başladım diye ya da hiç suçluluk hissetmedim. O günün şartları onu gerektiriyordu öyle oldu. Bence iyi de oldu, bana iyi geldi çalışmak, yoruldum ama eve daha enerjik döndüm. Ayrı kaldım ama doya doya vakit geçirdim. Şimdi olsa yine aynı şekilde yaparım diyebilirim. Ev dışında çalışan anne çocuğu olduğumdan mıdır bilmem bu tarz kısa ayrılıklara alışığım ve öyle çocuklara zararının dokunduğunu falan düşünmüyorum, en azından toplamda o ayrılığı telafi edecek zaman yaratıldığında. Ama bilirim ev dışında çalışan anne dertlidir hep, hep o telafinin peşine düşer. Etraf tarafından eleştirilecek bütün toleransları, göz yummaları hep acaba eksik mi bıraktım kaygısındandır mesela. Bana kalırsa aynı olayın farklı kişileri bambaşka etkilemesi gibi bu durumunda da etkileri kişilere göre farklılaşıyor ama özü aynı. Hep "daha fazla". Kimi oyuncağa düşer, kimi daha fazla şeye göz yummaya, kimi kitaplara gömülür, kimi uykusundan ödün verir. Ama dediğim gibi hep ve her şey daha fazla. 

Kendime göre rahat diye tanımlayacağım bir işte çalışıyor olmak iyi bu anlamda. Zor zamanlarda daha esnek anlar yaratabiliyorum hem kendim hem de ev için. O nedenle şanslı gruptan olduğumu söyleyebilirim. Çocukların her şeyi anladığına inananlardan biriyim ben de. O nedenle hem Arya'ya hamileyken hem de şimdi duygularımın ona doğru geçtiğini düşünüyorum. (hatta bence bazen geçmemesi gereken duygular da geçiyor da neyse :)) Hem ayrıca yeterince iyi olduğumu düşünüyorum bu da beni daha rahat bir hale sokuyor:) Belki de çalışıyor olmamla ilgili bir problem yaşamamamızın temelinde bunlar yatıyordur :) 

Ben onun için çalışıyorum demiyorum, çünkü ben ondan önce de çalışıyordum. Ben kendim için çalışıyorum, çalışmayı sevdiğim için, bunu sevmek ve çalışmak beni ben yaptığı ve iyi hissettirdiği için çalışıyorum. Üretmek için çalışıyorum. Arya'dan sonra da bunlar değişmedi, bazen keşke daha fazla vakit geçirsem dedim elbette ama bu beni çalışmamaya itecek bir söylem değildi. Arya'dan sonrası için diyebileceğim tek şey çalışmak için yeni sebeplerim var artık sadece :) 

Ama şu kadar paran olsaydı kısmına girmemize gerek bile yok, he he herkes gibi ben de yine çalışırdım valla çalışırdım sadece o zaman hobi olarak çalışırdım, kaygılanmadan :)

25 Temmuz 2017 Salı

Muz'lu hayat

Köpek sahibi olmak ne zormuş valla. Benim gibi titiz olmayan birini bile vazgeçme noktasına getirdi ya şimdi daha iyi anlıyorum iyi düşün diyenleri. Ama vazgeçmedim, vazgeçemedik daha doğrusu J


Muz evimize geleli 1 hafta oldu. Sözüm ona tam 7 aydır üzerine konuşuyorduk, her şeyi hesap etmiştik, tüm detayları konuşmuştuk. Ama hesap etmekle deneyimlemek çok farklıymış, bambaşkaymış. Tüm çocukluğumun köpek isteğiyle geçmesi benim köpekleri ne kadar sevdiğimin en büyük göstergesidir ama sevmek başka bakmak bambaşkaymış.  Geldikten sadece iki gün sonra yok dedim yapamayacağım, ben bu kokuya dayanamayacağım, vazgeçelim dedim, hatta aldığımız yerle tekrar konuştum. Ama hadi vazgeçelim demek başka, gidip götürünce eve yalnız döneceğini bilmek, senden tamamen ayrılacak olması bambaşkaymış.

Elbette ki ayrılamadım. Ben götürüp bırakamadım, Özgür evde ayrılamamış. İki gün yetmiş çok sevmemize. Beyinde bitiyormuş ve bu bambaşka bir kabulmüş. O gün geri Muz ile birlikte döndüm ya eve biz bir daha o denli koku almaz olduk. İlk başta da hoş geldin demiştik ona ama ikinci seferde daha içten demişiz “Hoş geldin Muz” diye. Evet çok zormuş, çok sorumluluk istiyormuş, bazen sabır yetmiyormuş, bitmeyecek bir yola girmişiz. Ama artık beraberinde tüm getirdiklerini daha çok bilerek ve tamamen kabul ederek tekrar almışız evimize. İyi ki de almışız ya da iyi de vazgeçmemişiz. Kimseye mutlaka almalısınız diyemem ama alındığında getirdiklerine dair çok şey söyleyebilirim artık. 

Bir köpek sahibi olacaksanız  tüy sanırım en küçük sorunlardan biri haline geliyor. Tuvalet eğitimi olana kadar kakasını evde belirlediğiniz bir alana yapması ve bu kokunun katlanılmaz olması, gecenin bir yarısı kakasını yaptığı için havlaması, geçirme ihtimali olan hastalıkları ve üzüntüleriniz, bir yere giderken tüm sorumluluğunun size olması, kimseye bırakamamanız yanınıza da alamamanız, hiç büyümeyecek olan bir çocuk sahibi olmanız:) gibi pek çok şey yaşıyorsunuz. Beraberinde inanılmaz bir sevgi, sizi her gördüğünde deliye dönen bir bıdık, yan odada bile olsanız sizi özleyen, isteyen bir can ve elbette birlikte büyümelerine tanık edeceğiniz evdeki çocuğunuzun en yakın arkadaşı:) 

video

Arya'nın tek arkadaşı olmayacak elbette ama en yakını olacak sanırım. Her geçen gün aralarındaki ilişkiyi görmek, ilerleyişini adım adım gözlemlemek bizim en büyük keyiflerimizden olacak. O Arya'nın güzeli, evin ise en küçüğü  olarak büyüyecek evimizde. Yeniden hoşgeldin Muzcuk :) Şu anda da çok mutluyuz bizimle olmandan ama biraz daha büyüyünce "iyi ki" diyeceğimize eminim :)